21/09/2010

leave the boy alone




Boy London'ın sonbahar t-shirt'leri hazır.

14/09/2010

Cumartesi Matchbox'tayız



Sabah evden çıktım, Saba ve Verda'ya "helöö" derken "Cumartesi bekleriz" dediler. Gelmem mi! Foturaf makinam, eski elbiselerim, rozetlerim ve düğmelerimle ordayım. Sizi de beklerim.

Olay da şu; Cumartesi günü, benim sincopumun komşuları Matchbox Butik'te, vintage DIY workshop'u var. Siz eski atsan atılmaz, satsan satılmaz kıyafetlerinizi getiriyorsunuz, onları düğmeler, rozetler, armalar, kurdelalar, incikler ve boncuklarla yepyeni bir hale sokuyorsunuz. Yani bu yaştan sonra tasarımcı oluyorsunuz! Ben denicem, çocukluk hayalim. Beğenilen tasarımların Matchbox'ta satışa çıkacağını da belirteyim. Ben bu deli işini giyemem diyene, itinayla deli bulunur. Kimse giymezse, ben giyerim coniler!

Yeri midir bilmem, size bir de bu sokağı anlatasım geldi. Cihangir'in en sevdiğim sokaklarından. Bi kere "merkezi" diye bir kişisel takıntım var benim. Matara da Meyra ve Kahvedan'ın olduğu sokak. Matchbox'ın yanında da her gün önünden geçip adını hep karıştırdığım şirin bir restoran var. Mersin Ev Yemekleri miydi acaba.. Cumartesi orada da ev yapımı kekler ve limonatalar olacak katılımcılara. Sonra bir de klasik kediler var, camında çiçekler olan penceler var. Cumartesi'ye çok yakışan bir sokak.

Gelin işte!

Tarih: 18 Eylül Cumartesi 15.00-17.30
Adres: Matchbox Vintage Boutique
Kılıcalipasa Mah. Matara Sok. No 14 Cihangir. Beyoglu (Kahvedanla Meyranın arasındaki sokak)

26/08/2010

tatile çıktım, dönücem



sevgili pıtırcıklar, uzun zamandır yazamamanın nedeni size yukarıdaki fotoğraftan çağrışım yapsın. tatile çıktım. bizim yazlık saroz denen medeniyetten uzak, çam ormanı içinde kalmış bir sahil beldesinde. tabii internet falan yok. avea jet'imi aldım yanıma ama hakkaten "kızın jeti varmış olum" geyiğinden öte bi işe yaramadı. koneksiyon yok, beni kanser ediyor. ehehe sonunda ingilizce kelime üzerinden espri yaptım ben de.

çok radikal kararlar aldım. 30 yaşındayım madem, ben de hayatımı değiştirmeliyim dedim ve ilk olarak diş fırçamı değiştirdim. dili de temizleyen tırtıklı sırtlı bi fırça aldım. sonra işimden istifa ettim. bilenler bilmeyenlere anlatsın, bir süredir dijital bir ajansta çalışıyordum. sonra yine bilen bilir sevgilim bana "cihangirde bir baskın" başlıklı yazımı yazdıran olaylara vesile olunca bir daraldım, süzüldüm, egzamalar döktüm ve dedim işte vücut sinyal verdi: istifa et. akabinde güzel olaylar gelişti. münzevi bir yaşama geri döndüm.

şimdi dışarıdan işler yapıyor, hayalimdeki dergiyi çıkarmaya çalışıyor ve bir butik açsam mı acaba diye kafa patlatıyorum. tükkanı buldum. iş şimdi biraz nakit bulmakta ve şu sorunun cevabını netlemekte: ben ne iş yapmak istiyorum yav?

bir ikizler dengesizliğine sahip biri olarak bu sorunun cevabını bir süredir kitaplarım arasına gömülmüş, reji koltuğumdan ayaklarımı denize uzataraktan düşünüyorum. kesin olan tek şey var: pipi disko bloglamaya devam edecek. yakında. takip etmeye devam edin, şevkimi kırmayın.

07/07/2010

o delik kapansın



şimdi ilk soru, yazın bu sıcaklarında o plastikler ayaklarımızı terletmeyecek mi? yanında ayak kokusuna karşı bi önlem de verecekler mi? ben bunların cevabını almadan plastik ayakkabı almam arkadaş. ama illa da almak isteyenlere yukarıdaki modeli öneririm. ne kadar cici, mavisi ne güzel. markası melissa. melissa plastic dreams

bu yaz başından beri, Nişantaşı sokaklarında şu alttaki modeli de görür oldum. o ne kardeşim? parmağın ucunda ufacık bir delik. "gösteririm vermem" der gibi, çok kişiliksiz bir delik o. üstelik çok itici bir tarafı var, çözemedim ama var bi şeyi. o ayakkabıyla birini gördüğümde psikolojik galiba ama o minicik ne idiğü belirsiz delikten buram buram bir ayak kokusu geliyor burnuma. moda olan her şeyi geçirmeyin ayağınıza. o çirkin crocs'ları da rahat dediniz bin bir bahane buldunuz çıkarmadınız ayağınızdan bişey demedik ama bu delikliye tahammül göstermemi beklemeyin. öte durun.


06/07/2010

Hüseyin'im İstanbul'da...



Farkındayım, iyiden iyiye Hüseyin Çağlayan official blogu gibi davranmaya başladım, nerdeyse başka haber bulamıcaksınız artık bende. ama adam beni heyecanlandırıyo işte napabilirim! şimdi de 15 Temmuz'dan itibaren İstanbul Modern'de olacağı haberi düştü inbox'ıma. Üstelik aynı gün 17.30'da sergi küratörü Donna Loveday ile bir söyleşisi de olacak, biz de izleyebilicez hatta sorular sorabilicez. "ayyy ne tatlısın seeen" bir soru değil di mi, soru düşünmem lazım.

Sergi 24 Ekim'e kadar sürecekmiş ve ücretsiz; uzun uzun, tekrar tekrar görebilicez demektir.