26/08/2010

tatile çıktım, dönücem



sevgili pıtırcıklar, uzun zamandır yazamamanın nedeni size yukarıdaki fotoğraftan çağrışım yapsın. tatile çıktım. bizim yazlık saroz denen medeniyetten uzak, çam ormanı içinde kalmış bir sahil beldesinde. tabii internet falan yok. avea jet'imi aldım yanıma ama hakkaten "kızın jeti varmış olum" geyiğinden öte bi işe yaramadı. koneksiyon yok, beni kanser ediyor. ehehe sonunda ingilizce kelime üzerinden espri yaptım ben de.

çok radikal kararlar aldım. 30 yaşındayım madem, ben de hayatımı değiştirmeliyim dedim ve ilk olarak diş fırçamı değiştirdim. dili de temizleyen tırtıklı sırtlı bi fırça aldım. sonra işimden istifa ettim. bilenler bilmeyenlere anlatsın, bir süredir dijital bir ajansta çalışıyordum. sonra yine bilen bilir sevgilim bana "cihangirde bir baskın" başlıklı yazımı yazdıran olaylara vesile olunca bir daraldım, süzüldüm, egzamalar döktüm ve dedim işte vücut sinyal verdi: istifa et. akabinde güzel olaylar gelişti. münzevi bir yaşama geri döndüm.

şimdi dışarıdan işler yapıyor, hayalimdeki dergiyi çıkarmaya çalışıyor ve bir butik açsam mı acaba diye kafa patlatıyorum. tükkanı buldum. iş şimdi biraz nakit bulmakta ve şu sorunun cevabını netlemekte: ben ne iş yapmak istiyorum yav?

bir ikizler dengesizliğine sahip biri olarak bu sorunun cevabını bir süredir kitaplarım arasına gömülmüş, reji koltuğumdan ayaklarımı denize uzataraktan düşünüyorum. kesin olan tek şey var: pipi disko bloglamaya devam edecek. yakında. takip etmeye devam edin, şevkimi kırmayın.

07/07/2010

o delik kapansın



şimdi ilk soru, yazın bu sıcaklarında o plastikler ayaklarımızı terletmeyecek mi? yanında ayak kokusuna karşı bi önlem de verecekler mi? ben bunların cevabını almadan plastik ayakkabı almam arkadaş. ama illa da almak isteyenlere yukarıdaki modeli öneririm. ne kadar cici, mavisi ne güzel. markası melissa. melissa plastic dreams

bu yaz başından beri, Nişantaşı sokaklarında şu alttaki modeli de görür oldum. o ne kardeşim? parmağın ucunda ufacık bir delik. "gösteririm vermem" der gibi, çok kişiliksiz bir delik o. üstelik çok itici bir tarafı var, çözemedim ama var bi şeyi. o ayakkabıyla birini gördüğümde psikolojik galiba ama o minicik ne idiğü belirsiz delikten buram buram bir ayak kokusu geliyor burnuma. moda olan her şeyi geçirmeyin ayağınıza. o çirkin crocs'ları da rahat dediniz bin bir bahane buldunuz çıkarmadınız ayağınızdan bişey demedik ama bu delikliye tahammül göstermemi beklemeyin. öte durun.


06/07/2010

Hüseyin'im İstanbul'da...



Farkındayım, iyiden iyiye Hüseyin Çağlayan official blogu gibi davranmaya başladım, nerdeyse başka haber bulamıcaksınız artık bende. ama adam beni heyecanlandırıyo işte napabilirim! şimdi de 15 Temmuz'dan itibaren İstanbul Modern'de olacağı haberi düştü inbox'ıma. Üstelik aynı gün 17.30'da sergi küratörü Donna Loveday ile bir söyleşisi de olacak, biz de izleyebilicez hatta sorular sorabilicez. "ayyy ne tatlısın seeen" bir soru değil di mi, soru düşünmem lazım.

Sergi 24 Ekim'e kadar sürecekmiş ve ücretsiz; uzun uzun, tekrar tekrar görebilicez demektir.


27/06/2010

Tasarımcının Altın Rehberi



Çöplüğe dönen masaüstünü temizlerken karşıma bu yazı çıktı. Nerden çıktı, benim mi Saygın'ın mı emin olamadım, kaynak gösteremediğim için kimse kusra bakmasın ama sahibi yazısını tanırsa benimle irtibat kursun, belirteyim. Moda tasarımcısı olmak isteyen genç arkadaşlar, tasarımcı birinin elinden dersler; buyrun...

*Kafamın basmadığı yerlere soru işareti koydum. Basanlar bana açıklasın lütfen.


"Moda sektöründe çalışan tanınmış bir ismin yazı dizsi kendisine şahsım adına teşekkür ediyorum ( İsminin verilmesini istemedi )

1 ) Kompleksiz olmalısınız.

2) Yerine göre kapris ve hava yapmalısınız havanın fazlası gaz yapar rahatsızlık verir!

3) Dünya markalarını hafta hafta takip etmelisiniz ve o markaların kurucularının biyografilerini okumalı bu yerlere nasıl gelmişler iyice analiz etmelisiniz.

4) İş hayatını evinize götürmemelisiniz.

5 ) Duygusal ve psikolojik olarak kendinizi rahatsız hissediyorsanız, o gün ne çizim ne de model üzerinde değişiklik yapmalısınız.

6 ) Herkesin takip ettiği modacıları ve moda dergilerinin dışında bilinmeyen gizli cevherleri araştırıp takip etmelisiniz.

7 ) 30 yaşından sonra para hayali kurmalısınız.

8 ) İşe erken gidip işten geç çıkmalısınız.

9 ) Kendi seviyenizden düşük insanlarla muhattaplık derecesini iyi seçmeli ve onlara fazla vakit ayırmamalısınız. (?)

10) Gözünüzle görmediğiniz, kulağınızla duymadığınız hiçbir şeye itimat etmemeli; dedikodusu yapılan şahsın kendisiyle görüşüp durumu anlattıktan sonra yorumu siz yapmalısınız . En çok dedikodunun ve iftiranın döndüğü sektör TEKSTİL’DİR. (?) (Sinemaydı hani? Pipi Disko)

11) Her işin hizmet bedeli vardır. Bir iş yaparken veya yaptırırken hizmet bedeli ne kadar veya "bu işin ücreti bu kadardır" denmeden, karşı taraftan önce siz sorun (Beleşci olmayın)(Beleşe çalışmayın demek istiyor sanırım, Pipi Disko)

12 ) Kumaşa bakarken çalışmayacağınız kumaşla ilgilenmeyin, numunesini istemeyin.

13 ) Gay tasarımcıları beğenmemezlik yapmayın ve onlardan birşeyler kapmaya çalışın. Şu anda Avrupa ve Türkiye içinde olsun yüzde 65 oranda modayı belirleyenler arasında ön plandalar. (Çok pragmatist bi yaklaşım dostum, gaylari olduğu gibi kabul edin. Pipi Disko)

14 ) Hayalperest olmayın! (?)

15) "Ben büyük firmada çalışmak istemiyorum, küçük firmaya girip o firmayı büyütmek istiyorum" gibi türk flimi senaryoları kurup da vakit geçirmeyin. Kendi adınızı büyütmekle uğraşın.

16) Bir zaman çalıştığınız firma battıysa, siz de o dönem orda tasarımcılık yaptıysanız, o firmanın adını pek kullanmayın. Bir zamanlar o firma marka dahi olsa...


17) Konuşurken çok sallamayın. Herkes herkesin ne olduğunu biliyor piyasada. Sadece ticari çıkarları olduğu için karşınızdaki sizi bozmayabilir. Bu durumu iyi ayırt edin, sonra arkanızdan güldürmeyin insanları.

18) Firma sahiplerine sadık olun. Sonuçta onlar olmasa sizin çalışacak yeriniz yok. Firma sahibini seversiniz sevmezsiniz kalitesi düşüktür, işten anlamazdır ama her ay 4000 tl ve üstü maaşı almasını bilirsiniz ve sizin yaptığınız tasarımlarla kaç kişinin ekmek yediğini unutmamalısınız. Kapıdaki görevliden kesimhanede çalışan çırak sizin tasarımlarınız satarsa oradalar bunu unutmayın!! firmayı zarar da ettiren sizsiniz para da kazandıran sizsiniz!! (Eyvallah ama tasarımcı da o firma sahibine 4 bin karşılığında milyonlar kazandırıyor. Patron baba, ekmeğini yediğin kapıya sıçma feodal kafasından çıkmak gerek artık. Durduk yere de sıçmamak tabii. Patron mu tasarımcıdan çıkar tasarımcı mı patrondan sorunsalı. Pipi Disko)

19) 2 avrupa ülkesine gidip havaya girmeyin ( GTD ) Genetiği Değiştirilmiş Tasarımcılar gibi Avrupalı olmayın birden; 2 yılda bir patronunuz sizi oraya gönderiyor, sonra Türkiye'ye geldiğinizde Türk olduğunuzu unutuyorsunuz. BİRDEN AVRUPADA TASARIMCILIK YAPIYORMUŞSUNUZ GİBİ VEYA BEN BURAYA YAKIŞMIYORUM GİBİ LAFLAR DUYUYORUZ BAZILARINDAN. Böyle yapmayın. Kimseye de kendinizi güldürmeyin. SEN TÜRKSÜN!! SİZLER YERİNİZİN AVRUPA OLDUĞUNU SANIYORSUNUZ AMA YANILIYORSUNUZ ( SÖZÜM MECLİSTEN DIŞARI )(İnsan kendi yaşamının heykeltraşıdır demiş geçen hafta aramızdan ayrılan İlhan Selçuk. Dolayısıyla yerinin neresi olduğunu kişi kendi belirler. Pipi Disko)

20 ) Modelin dikim aşamasında yetkilinin dikip getirmesini beklemeyin. Dikime kadar ara sıra yanına gidin, modeli kontrol edin. Akıllı olan içindeki inceliği anlar.

21) İngilizceyi düzgün konuşmadan sadece stilist olursunuz ama İngilizceyi tam konuşursanız fahion designer adayı olursunuz. (? Stil de Almanca kökenli, ne dersek Türk tasarımcı oluyoruz? P.D)

22) Yerine getiremiyeceğiniz sözleri vermeyin.


23) Bu dünyanın öbür dünyası olduğunu da hiçbir zaman unutmayın. (?) (Anladım anladım da...P.D)

http://www.tasarimkitabi.com/

Bu işlerde öncülük yaptığı ve bu portalı kurup bir çok kişiye iş bulma imkanı sağladı için http://www.tasarimkitabi.com/
teşekkürlerimi sunuyorum.

Kim olduğumu söylemiyorum ama hepiniz tanıyorsunuz. Sadece baş harfimi yazıp sizlere saygılarımı iletiyorum..

B……….
Fashion designer"
(Anladık ki bu tasarımcı arkadaş İngilizceyi sular seller gibi yutmuş ve fashion designer olmuş, tebrikler:) )

25/06/2010

Silkelen Vogue



Vogue Türkiye'nin son iki sayıdaki kapak sıradanlığında katkısı olanlara Kore Vogue'un bu iç sayfa prodüksiyonuna bir göz atmalarını tavsiye ederim. Kim bilir kapak nasıldır değil mi? Elbette ki, çıkarken ne kadar heyecanlı olsak da bir Love ya da Dazed cesaretinde olamayacağını biliyorduk ama işi Hey Girl sıradanlığına da dönüştürmenin bir alemi yok. Koskoca Vogue'sun, heyecanlandır bi, bi şey yap.

23/06/2010

Hüssein'im Tokyo'da



Kendi kendimize milli gurur ilan ettiğimiz ama koleksiyonlarında kullandığı Türk kahvesi ve tavla dışında burayla çok da ilgisi olmayan evladımız Hüseyin Çağlayan'ın "From Fashion and Back" sergisinin Japonya'da Modern Sanatlar Galerisi'ndeki son günü olduğunu öğrendim. Bugün.

Sevgili Japon takipçilerim sakın ola ki kaçırmayın, gece mece dinlemeyin gidin bol bol fotoğraf çekin. Elbisesi bııızzzzzttt diye şapkasında toplanıp kukusu görünen modelleri görünce sakın şaşırmayın, utanmayın, o tuhaf "aaanngh" sesini çıkarmayın. ben bu sergiyi bizzat kendi gözlerimle gördüm, ayaklarımla dolaştım, gurur duydum. Evet, hatta o gün ilk defa Londra'da "lan Türk'üm ha ben, bak bu da Türk hehe" diye sergiyi gezen ingilizlere omuz attım. Bi an İngiliz yerine turist yazasım geldi, kendime geldim.

* Bunlar da, kendi objektifimden enstanteneler efendim. kıskanmayın, çok sefil günlerdi, dışarda sergilerde gezer, evde köyden gelen bulgurumuzu yerdik. valla bak inan ki..